
ENGİN ŞENOL.
YAZAR.
AKYAZİSESİ.COM/İSTANBUL TEM.
AKYAZILI KUZGUNCUK’U GÖRMELİ
Bir şehri veya bir ilçeyi büyük yapan nüfusu değildir.
Bir ilçeyi değerli yapan binaları da değildir.
Asıl değer; o şehrin hafızasıdır, kimliğidir, ruhudur.
Malum her ortamda Kuzguncuk’tan söz eder, sık sık yazarım.
İstanbul gibi milyonlarca insanın yaşadığı bir metropolün ortasında, hâlâ “mahalle” kalabilmiş bir yer.Gerçi biz köy diyoruz.
İnsanlar birbirini tanıyor. Esnaf müşterisini adıyla karşılıyor. Çocuklar sokakta oynuyor. Tarihi evler yıkılmamış, aksine korunmuş. Eskiyle yeninin kavga etmediği, birbirini tamamladığı bir yaşam kurulmuş.Perihan Abla, Ekmek Teknesi gibi dizilerin çekildiği, adeta film platosu gibi bir köy. 40 yıldır burada yaşıyorum. Biraz önce dostum, meslektaşım Yaşar Durmuş ile konuştuk.
O an aklıma Akyazı geldi. Akyazı’lı girişimci insan kaynağına sahip. Görür, yapar. Bunun için biraz enerjiye ihtiyacı var. Kuzguncuk tam bir enerji merkezi. İcad’ların caddesi İcadiye’de yürümek bile adama çok şey katar.(😀)
Yeşilin içinde kurulmuş, bereketli topraklara sahip, çalışkan insanların memleketi. Gelişen, kişi başı milli gelirin hızla arttığı, marka ilçe olma yolunda çok ciddi şansı olan Akyazı’m.Sonra aklıma şu soru geldi?
Peki biz kendi değerlerimizin ne kadar farkındayız?
Yıllardır “gelişiyoruz” diyoruz.
Elbette yollar yapılacak, binalar yükselecek, yatırımlar gelecek. Bunlar gerekli. Ama gelişmek, sadece betonun çoğalması değildir.
Asıl gelişme; geçmişi geleceğe taşıyabilmektir.
Bir gün çocuklarımız dedelerinin yaşadığı mahalleyi görebilecek mi?
Eski Akyazı evlerinden kaç tanesi ayakta kalacak?
İlçemizin hikâyelerini kim yazacak?
Kültürümüzü kim anlatacak?
Yerel lezzetlerimizi, geleneklerimizi, düğünlerimizi, türkülerimizi kim yaşatacak?
İşte bu soruların cevabı, bir ilçenin geleceğini belirler.
Kuzguncuk bugün binlerce ziyaretçiyi yalnızca güzel olduğu için ağırlamıyor.
Kimliğini koruduğu için ağırlıyor.
İnsanlar fotoğraf çekmeye değil, o mahallenin ruhunu hissetmeye geliyor.
Akyazı’nın bundan farklı güzel değerleri sahip olmadığını kim söyleyebilir?
Yaylalarımız var.
Ormanlarımız var.
Akarsularımız var.
Verimli topraklarımız var.
Çalışkan insanlarımız var. Marka olma yolunda çok ciddi mesafeler katetmiş fabrikalarımız var.
Çok bilinmese de Köklü bir tarihimiz var.
Eksik olan belki de bunları ortak bir hikâyeye dönüştürebilmek. Başkan Bilal Soykan’ın çabalarını takdir ediyorum. Güzel yatırımlar yapılıyor.
Belki de artık kendimize şu soruyu sormalıyız:
Biz, çocuklarımıza nasıl bir Akyazı bırakacağız?
Sadece yeni binalardan oluşan bir ilçe mi?
Yoksa geçmişine sahip çıkan, kültürünü koruyan, ziyaret edildiğinde insanlarda hayranlık uyandıran bir Akyazı mı?
Ben inanıyorum ki bunu başarabiliriz.
Yeter ki Akyazı’ya yalnızca yaşadığımız yer olarak değil, bize emanet edilmiş bir değer olarak bakalım.
“Bir gün insanlar şöyle demeli: ‘İstanbullu mutlaka Akyazı’yı görmeli.’ Bu nasıl başarılır? İşte bunu konuşmalı. Bu başarılabilir. İşte o gün, gerçek başarıya ulaşmış olacağız.”